Önce Tedbir

Henüz, yirmili yaşların başındayız. Öğrencilik yıllarımız, başka şehirlerde öğrenciyiz. Okullar tatil olunca, tatil günlerimizi birlikte doyasıya yaşıyoruz. Bazen, geç saatlere kadar sokak arşınlıyoruz. Bazen, gün doğarken uyanıp şehrin güneyindeki dağın zirvesine uzanıyoruz.

Yine bir gün sabah, önceden sözleştiğimiz gibi, erkenden uyanıyoruz. Altı kişilik bir grup, yola koyuluyoruz. Hava serin, gökyüzünde tek bir bulut bile yok. Fazla sıcağa kalmadan zirvedeki defterleri yazıp, dönmek niyetindeyiz. O yüzden de yanımıza hiç bir şey almış değiliz. Elimizi kolumuzu sallayarak, pürneşe yolumuza devam ediyoruz. Defterlere neler yazacağımızı konuşup gülüşüyoruz.

Palandöken Dağının zirvesi olan Ejder Tepesinde, üç defter var o yıllarda. Dağcılık kulübü, sonraki yıllarda Dağcılık Federasyon Başkanlığı yapan Alaattin Karaca ve Kenan Evren’e ait defterler. Tam zirvede, taşların arasında çelik bir kutu içerisinde muhafaza ediliyor. O defterleri yazmaktan, büyük keyif alıyoruz.

Yolu yarılamışken, havanın yavaş yavaş bulutlandığını fark ediyoruz. Bu durum, biraz keyfimizi kaçırıyor. Ama ben, halk arasında söylenen bir sözü sürekli tekrar ediyorum. Kıble tarafı açık, yağmur yağmaz. Üstelik hava giderek serinliyor. Yağmur, geliyorum diyor. Zirveye de çok yakınız artık. Zirveye ulaştığımız dakikalarda bile, kıble tarafı hala açık. Biz defterleri yazma telaşındayken, kısa sürede hava tamamen kapanıyor. Bir kaç damla yağmur, derken korkunç bir gök gürültüsü ile birlikte ard arda düşen yıldırımlar, televizyon verici istasyonunun paratonerinde patlıyor.

Roket saldırısına maruz kalmış gibi bir an önce zirveyi terk etmeye çalışıyoruz. Üzerinizdeki tüm metalleri atın, bozuk para falan ne varsa, diye bağırıyor birisi. Bir kaç saniye sonra, bulduğu metal sac parçası ile yağmurdan korunmaya çalışıyor, az önceki sesin sahibi. Gruptan biraz geride olunca, yaşanan paniği net bir şekilde görebiliyorsunuz. Bir ara grubun eksik olduğunu fark ediyorum. Benden biraz daha geride, kısa bir zaman önce geçirdiği trafik kazası sebebiyle, hızlı hareket edemeyen bir arkadaşımız geliyor. Öndekiler benim onunla ilgilendiğimi görünce, aşağıdaki otele ulaşmak için hızlanıyorlar.

Bulduğumuz kalın bir mukavva parçasının altında, biz de otele doğru ilerliyoruz. Yağmur zaman zaman o kadar şiddetleniyor ki, kendimize siper ettiğimiz mukavva olmasa nefes alamayacağız belki de. Yokuş aşağı iniyoruz ama su dizlerimize çıkacak neredeyse. Bir ara suyun yukarı doğru çıktığına şahit oluyoruz. Otele varmak için çok acele etmiyoruz. Tadını çıkarıyoruz artık. Şahit olduğumuz mucizelerden konuşuyoruz, halimize gülüyoruz. Otele yaklaşmışken, üstümüzdeki mukavva kaç litre su emdiyse, taşımaya gücümüz yetmiyor. Yağmur nispeten azalınca, mukavva ile vedalaşıyoruz.

Otele bizden önce varan arkadaşlarımızın durumu bizden beter. Bizim saçımız, başımız kuru en azından. Yemek masasına oturmuş, çorba içiyorlar. Sandalyelerinin altından sular süzülüyor, o derece ıslanmışlar. Otelde bir süre bekledikten sonra, bir araçla şehir merkezine iniyoruz. Şehir merkezi, dağdaki yağıştan nasibini almamış. Belli ki göze batıyoruz. Bir gören bir daha bakıyor, acınacak haldeyiz. Sırılsıklam halimiz bir yana, düşen yıldırımlar ve aşırı yağış sebebiyle yaşadığımız travma yüzümüzden okunuyor.

Herşeye rağmen biz halimizden memnunduk. Böylesi bir tecrübeyi, başka türlü yaşayamazdık. Güzel ve unutulmaz bir hatıra olarak kaldı hafızalarımızda. Bir araya geldiğimizde, anlatıp gülüyoruz hala. Bir çok insan, böyle bir şey yaşamak istemez. Biz o günü tekrar yaşamak için, neler vermeyiz.

O günün şartlarında anlık hava durumunu öğrenme şansımız yoktu. Zamanımızda dağ tırmanışı veya doğa yürüyüşü yapacak olanların, mutlaka hava durumunu ve güvenli güzergahı öğrenerek yola çıkması, hem yapılacak olan faaliyetin hem de katılacak olanların selameti açısından önem arz ediyor. Dağlar keyif verici olduğu kadar, tehlikelerle de dolu. Kimin neyle, ne zaman karşılaşacağı hiç belli olmaz.

İyi bayramlar. Sağlıklı, huzurlu ve mutlu nice bayramlara.