Fenerbahçe’de Hayal Kırıklığı
Fenerbahçe’de Tedesco’nun hatalı tercihleri ve Ederson’un hatalarıyla gelen Göztepe puan kaybının çarpıcı analizi.

Fenerbahçe’de Tedesco’nun Tercihleri ve Yorgun Bedenler
Futbol, sadece sahada ayaklarla oynanan bir oyun değil, aynı zamanda zihinlerde kurgulanan bir satrançtır. Ancak bu hafta sonu şahit olduğumuz tablo, ne fiziksel bir direnç ne de zihinsel bir berraklık barındırıyordu. Fenerbahçe, şampiyonluk yolunda çok kritik bir virajı dönerken, ne yazık ki direksiyondaki yanlış tercihler ve sahadaki metal yorgunluğu nedeniyle şarampole yuvarlanmanın eşiğinden döndü. Hafta içinde oynadıkları ve yüksek efor sarf ettikleri Aston Villa maçının ardından, sarı-lacivertli futbolcuların üzerindeki o ağır yorgunluk bulutu, stadyumun en tepesinden bile çıplak gözle görülebiliyordu.
Ancak bu yorgunluğu sadece fikstür yoğunluğuna bağlamak, yaşanan hayal kırıklığını açıklamaya yetmez. Burada asıl sorgulanması gereken, teknik direktör Domenico Tedesco’nun anlaşılması güç kadro mühendisliğidir. Sahada 90 dakika boyunca yaşananlar, basit bir puan kaybından ziyade, zincirleme hataların kaçınılmaz bir sonucuydu.
Santrforsuz Oyunun Mantıksızlığı
Bir teknik adamın cesur olması beklenir ancak cesaret ile macera aramak arasında ince bir çizgi vardır. Tedesco, Göztepe karşısında bu çizgiyi maalesef yanlış tarafta geçti. Elinizde, rakip savunmayı yıpratacak, ceza sahası içinde bitiriciliğiyle skoru değiştirebilecek 2 santrfor varken maça santrforsuz bir dizilişle başlamak, futbolun doğasına aykırı bir inatlaşmadır.
Benim futbol mantığım, bu tercihi kabul etmekte zorlanıyor. Futbolun en temel amacı gol atmaktır ve golü atacak olanlar da o bölgenin uzmanlarıdır. Takımın hücum hattındaki bu kısırlık, sadece taktiksel bir hata değil, aynı zamanda rakip savunmanın ekmeğine yağ süren bir hediyeydi. Fenerbahçe gibi ofansif gücüyle tanınan bir takımın, kendi evinde veya deplasmanda fark etmeksizin, en güçlü silahlarını kulübede oturtarak maça başlaması, maçın başında psikolojik üstünlüğü rakibe teslim etmek demektir.
Ederson ve Hatalar Zinciri
Gelelim yenilen o talihsiz gole. Futbol hatalar oyunudur, bunu kabul ediyoruz. Ancak dünyaca ünlü bir eldiven olan kaleci Ederson’un, o pozisyondaki çaresizliği ve zamanlama hatası, kariyeriyle örtüşmeyecek kadar amatörceydi. Bugüne kadar sayısız kurtarışına şahit olduğumuz Ederson’un, o topa hamle yaparken yere yatışı ve topu izleyişi, sahadaki konsantrasyon eksikliğinin en somut kanıtıydı.
Elbette fatura sadece kaleciye kesilemez; çünkü bu gol, bir hatalar zincirinin son halkasıydı. Zincir, genç oyuncu Yiğit Efe’nin yaptığı kritik pas hatasıyla başladı. Gençlerin hata yapma hakkı vardır, tecrübe böyle kazanılır; ancak bu seviyede yapılan basit hataların bedeli ağır oluyor. Yiğit Efe’nin hatasının ardından savunma kademesinin zamanında devreye girememesi ve rakip futbolcunun o cılız, yavaş dokunuşunun Ederson’un bakışları arasında filelerle buluşması, adeta bir trajedi filmi sahnesi gibiydi. O an, takımın savunma reflekslerinin de en az hücum hattı kadar felç olduğunu gösterdi.
İsmail’in Mücadelesi ve Sahada Gezinenler
Takım sporlarında bireysel performanslar bazen sonucu belirler, bazen de sadece izleyenlerin takdirini kazanır. Fenerbahçe’de sahanın her karışına basan, forması terden sırılsıklam olana kadar mücadele eden İsmail Yüksek, bu maçın gizli kahramanıydı. Sakatlanıp oyundan çıkana kadar gösterdiği o hırs, o dertlenme ve aidiyet duygusu, tribünlerdeki binlerce taraftarın hislerine tercüman oldu. İsmail, sadece yeteneğiyle değil, yüreğiyle de sahadaydı.
Ne yazık ki aynı övgüyü takımın geri kalanı için söylemek imkânsız. Takımda 3-4 futbolcu dışında maça ağırlığını koyan kimse yoktu. Özellikle “Duran” gibi sahada varlığıyla yokluğu belli olmayan, oyuna hiçbir katkı sağlamayan isimlerin performansı, şampiyonluğa oynayan bir takımın standartlarının çok altındaydı. Bir yanda canını dişine takan İsmail, diğer yanda sahada sadece bir gölge gibi dolaşanlar… Bu tezatlık, maçın skoruna da doğrudan etki etti.
Görkemli Bir Göztepe ve Kayıp 2 Puan
Yiğidi öldür hakkını yeme, derler. Göztepe, bu maçta takdire şayan bir performans sergiledi. Savunmanın bel kemiği sayılabilecek 3 önemli futbolcusu eksik olmasına rağmen, sahada müthiş bir disiplinle mücadele ettiler. Topu rakibe bırakıp alan savunmasını kusursuz uyguladılar. Ön alanda çift forvetle yaptıkları baskı, Fenerbahçe savunmasını hataya zorladı ve istediklerini de aldılar. Takım halinde ne kadar çok koştuklarını, ne kadar istekli olduklarını istatistiklere bakmadan bile anlamak mümkündü.
Bu gece, eksiklerine rağmen devleşen, görkemli bir Göztepe izledik. Dilerim bu mücadeleci ruhlarını ve disiplinlerini ligin diğer maçlarında da sürdürürler.
Sonuç olarak; yorgun bedenler, Tedesco’nun yanlış kadro seçimiyle birleşince Fenerbahçe’nin gardı düştü. Rakibi Göztepe’yi yenemeyen sarı-lacivertliler, sadece bir maç kaybetmedi; aynı zamanda şampiyonluk yolunda telafisi zor, çok önemli 2 puanı çimlere gömdü. Bu hayal kırıklığının faturası, sezon sonunda çok daha ağır olabilir.






