Sadettin Boyraz : “TJK’nın Çatısı Altında Olmaktan Gurur Duyuyorum”  

Kariyeri başarılarla dolu, sevinçleri, hüzünleri, anıları biriktirmiş, genç meslektaşlarının usta ağabeyi Sadettin Boyraz dünü ve bugünü TJK’nın Sesi’ne konuştu.

Dile kolay tam 34 yıldır at sırtında… Aktif jokeyler içinde en eski isim… Gazi Koşusu zaferleri başta olmak üzere birçok önemli yarışı, bindiği safkanlarla kazanmış tecrübeli bir jokey… Kariyeri başarılarla dolu, sevinçleri, hüzünleri, anıları biriktirmiş, genç meslektaşlarının usta ağabeyi Sadettin Boyraz dünü ve bugünü TJK’nın Sesi’ne konuştu.

Sahadaki en faal, en eski jokeylerden birisiniz. Geriye dönüp baktığınızda, kariyerinizi nasıl özetlersiniz?

Benim atlara olan sevgim çocukluğumdan beri vardı. Daha ilkokul yıllarımda jokey olmaya karar vermiştim. Tabi zor bir iş, kolay değil. 34 yıllık mesleki hayatımda kendimi başarılı buluyorum ve hedefime ulaşmış birisi olarak görüyorum. Bu süre zarfında tabii ki sakatlıklarım oldu, üzüldüğüm zamanlar oldu, bunun yanında sevindiğim çok zamanlar da oldu. Çünkü yarış kazanmanın hazzı bambaşka bir şeydir. Emek veriyorsunuz, o emeğin karşılığını aldığınızda hem ekip olarak, hem kendiniz, o ata bir şey katıp kazandığını gördüğünüzde yaşadığınız duygu çok farklı bir mutluluk oluyor.

İlk at bindiğiniz yıl 1986. 34 yıl önceye dönersek, neler dersiniz?

1986 yılında Sivas’tan, İstanbul’a geldim. Apranti okulu yeni açılmıştı. Ama dışarıdan imtihanlara da izin veriyorlardı. 3 – 4 ay Veliefendi’deki ahırlarda atlara binek yaptım, tecrübe edindim. Yaklaşık 3 ay sonra imtihana girdim. Rahmetli Şükrü Yurteri, rahmetli Özdemir Atman ve Zekeriya Aydın gibi duayenlerin olduğu bir heyet vardı. Piste çıktım, atımla 400 metre kenter yaptım. Lisansımı verdiler. O zamanlar, şimdiki gibi 2 yıl kapsamlı bir eğitim yoktu.

“BİZ NE ZORLUKLAR AŞIP BUGÜNLERE GELDİK”

Bugünkü eğitimleri almış olsanız “Çok daha farklı yerlerde olurdum” diyebilir misiniz?

Güzel bir soru, fakat bakış açısına bağlı bu. Neden? Yarışçılıkta bakış açısı önemli. Biz olabileceğimiz en iyi yere geldik. 3 – 4 tane isim var ki jokeylikte, şimdiki imkanlar olmadan bugünlere geldik. Bu yeteneğinizden kaynaklanıyor. Siz o yeteneğinizi ortaya çıkartıyorsunuz. Ama şimdiki nesil tabii ki daha şanslı. Hem profesyonel yardım alıyorlar, hem de bu işin eğitimini profesyonelce görüyorlar. Hem de çok iyi hocalar ile yetişiyorlar. 2 yıl da oldukça uzun bir zaman. Bugünün aprantileri çok daha fazla şans buluyorlar. Bizim dönemimizde daha az at vardı. Haftada 3 gün yarış vardı. Kışın sadece Adana ve İzmir yarışları yapılırdı. Bir de önümüzde ciddi anlamda, isimleri efsaneleşmiş baş jokeyler vardı. Bizim jenerasyon da çok iyiydi. O isimlerin yanında şans bulmak emin olun ki çok zordu. Yani biz o zorluklardan geldik bugünlere. Şimdikiler çok şanslı diye bu yüzden düşünüyorum. Bu şansı da iyi değerlendirmeleri lazım. Çünkü at, yarış ve hipodrom sayısı arttı.

Çok zor şartlardan çıkıp muazzam şeyler kazanmışsınız, başarı anlamında…

Kesinlikle. Ben de bunu her zaman her yerde söylüyorum. Olması gereken de oydu. Çok çalıştım. Bu işin başlangıcı çok önemli. Başlangıçtan sonra disiplinli olmazsanız, işin ucunu sıkı tutmazsanız başarı da zor gelir. Önce trenin vagonlarını raylarına oturtmanız lazım. Sonrasında çok çalışarak, disiplinli ilerleyerek yol alacaksınız. O zaman da başarı kendiliğinden geliyor.

1986 yılında İstanbul’da Kırmurat isimli safkanla ilk birincilik geliyor. O gün neler yaşadınız?

O günü çok iyi hatırlıyorum. Mesela 3 yıl önceki normal koşuları sorsanız, önemli olanlar haricinde çoğunu hatırlayamayabilirim. Ama o gün, dün gibi aklımda. Deklare olduktan sonra çok heyecanlanmıştım. Tecrübem de çok azdı. Kazandım ve kazandıktan sonra da çok ama çok sevindim.

“AĞZIMDAN ‘HADİ KIZIM’ LAFI ÇIKTI VE BİR ANDA…”

2000 yılında Caprice, 2008 yılında PanRiver ile Gazi Koşusu zaferlerine imza attınız. Gazi Koşusu kazanmanın mutluluğu nasıl ifade edilir?

Gazi Koşusu, Türk Yarışçılığı’nın en büyük koşusu. Kazanan için hem at sahibi, hem de jokey olsun ekip olarak da bütün başarılarınızın taçlandırılması anlamını taşıyor. Tarif edilebilir bir mutluluk değil ki, yaşayan bilir. Benim kazandığım atlara gelince, Caprice’in daha enteresan bir hikayesi var. Her atın bir hikayesinin olduğu gibi. O yarışta aslında Best Diamond’a binmek istiyordum. Askerden de daha yeni gelmiştim. Eski formumu yakalamak için sıkı bir şekilde çalışıyordum. Kazanmaya da başlamıştım. Best Diamond’a Kısrak Koşusu’nda bindim. Koşuyu, Thecelo kazandı. Ancak, Thecelo “foal” (yurt dışı doğumlu) olduğu için Gazi Koşusu’na katılamıyordu. Best Diamond da diğer bütün rakiplerini geçmişti. Ben Gazi Koşusu’nda ona binerim diye düşünüyordum. Kısrak Koşusu’ndaCaprice de vardı. Caprice’e o koşuda Yalçın Akağaç binmişti ve 4’üncü olmuştu.

Aradan 1 hafta geçti. Best Diamond’ın ekibi, Gazi Koşusu’nda binmesi için Süleyman Akdı ağabeye teklif götürdü. Benimle yola devam etmeme kararı aldılar. Ben de buna saygı duydum. Gencim o zamanlar, Süleyman ağabey çok daha tecrübeli. O tercih edildi. Ondan sonra arayışa girdim. Caprice’i teklif ettiler. Ben de 1 – 2 gün müsaade istedim. Caprice’in yarış videolarını izledim. Baktım ki gerçekten de çok başarılı yarışlar yapmış. “Tamam binerim” dedim. Caprice’i son 15 gün ben çalıştırdım. Yarışa 5 gün kala atta çok ciddi bir değişimin olduğunu gördüm. Son iki galobundan sonra ciddi bir şekilde inanmaya başladım birinciliğe. Otoritelerce sürprizde şans veriliyordu.

Gerçekten de bayağı bir sürpriz yaparak kazandık. Son 400’e geldiğimde epey bir fark vardı Arslan Birdal’ın bindiği SheerHonor ile aramda. Kafamı kaldırdım ve kendi kendime dedim ki “Acaba ikinciliği kurtarabilecek miyim?” Çünkü o ara kapanmayacak gibi gözüküyordu. “Hadi kızım” lafı ağzımdan çıktı ve atım bir anda hızlandı, ara kapanır oldu. İşte o anda kazanacağımı çok net anladım. Caprice harika koştu. Harika bir yarış oldu. İlk Gazi Koşusu birinciliğim olması dolayısıyla, benim için çok büyük bir mutluluktu o anlar. Askerden de yeni gelmiş olduğum için tekrar mesleğimde zirve yapma şansını yakaladım. Caprice, özel bir kısraktı. Benim için de hep özel olacak bir at oldu.

Gazi Koşusu’ndan önce Caprice’e hiç bin mişmiydiniz?

Hayır. Gazi Koşusu, Caprice ile ilk buluşmamız olmuştu. Caprice’in büyük yarışta yapmış olduğu derece de çok iyiydi. 2.26.71 ile BoldPilot’ın rekoru olan 2.26.22’lik dereceye en yakın isim. Yani, Gazi Koşuları’ndaki en iyi ikinci derece. Caprice’in babası George Thomas’ın da bir Gazi Koşusu galibi olduğunu hatırlatmak isterim. George Thomas Gazi Koşusu’nu 2.26.96 derece ile kazanmıştı. Baba kız 2.26’lık derecelere imza attılar.

Yarış bitti, kazandınız. O andaki duygularınız neydi?

Kazandığın için çok mutlu oluyorsunuz. Bir de ilk. Ayaklarım yere değmiyor. Tebrikleri kabul ediyorsunuz, akşam uyuyamıyorsunuz, herkes seni arıyor. Gerçekten çok güzel bir duygu.

PAN RIVER GERÇEK BİR ŞAMPİYONDU”

Peki, yıl 2008. Gazi Koşusu. PanRiver’a gelirsek?

Pan River çok özel bir attı. Onunla hikayemiz de enteresandır. Pan River’a genelde Nurettin Şen kardeşim biniyordu. Onun daha 2 yaşındayken çok iyi bir at olacağı belliydi. Çaldıran koşusu’nu kazanıp Adana’ya gitti. Bir süre orada kaldı. İstanbul’a Ergin Talay Koşusu için geldi. O koşuda Windy Rock’a deklare oldum. Pan River’a da Nurettin Şen ceza aldığı için Halis Karataş deklare oldu. Ancak, Windy Rock bir arıza yaşadı ve yarıştan çıktı. Tabiki canım çok sıkıldı. Windy Rock kaliteli bir attı. Onu orta mesafelerde ne yapabilir diye görmek istiyordum. Halis Karataş da rapor alınca, buluşmamız gerçekleşti Pan River ile… Safkanın antrenörü Rasim Tetik ile konuştuk. Pan River’a binmemi teklif etti. Ben de kabul ettim. Ata bindim, at maşallah öyle kolay bir yarış kazandı ki inanamazsınız. Ergin Talay Koşusu gibi ciddi bir yarışta rakiplerinden çok farklıydı. Ondan sonra ekip olarak atımızın iyi bir safkan olduğunu, değerini bilmemiz gerektiğini konuştuk. Sonrasında ayrıldık. Ama Pan River ile bir daha buluşacak olmamız benim aklımın ucundan geçmiyordu. Pan River, bir sonraki koşusunda 2. oldu. Sonrasında bana tekrar dönüş yaptılar. Rasim Ağabey ve safkanın sahibi Nevzat Seyok ile telefonda konuştuk. “Ata senin binmeni istiyoruz” dediler. Ben de “Eğer siz öyle uygun görüyorsanız, Nurettin Şen ile devam etmiyorsanız binerim” dedim. Çünkü ben bu tip olaylara önem veren bir insanım. Yani bir at, bir jokeyle başarı sağlamışsa uzun süre devam etmesi fikrindeyim. Ata daha da fazla başarı katabilir bu faktör. Çünkü bu ikili birbirini her zaman tamamlar. At da o zaman daha iyi bir performans gösteriyor. Böylece tekrar Pan River ile yollarımız kesişti. Erkek Tay Deneme Koşusu’nda Maracaibo’ya geçildik. Daha sonra Sait Akson Koşusu’nu kazandık. Gazi Koşusu’na ciddi bir favori olarak girdik. Favori gibi de koştu. Bizi mahçup etmedi.

Caprice’le kazandığınız Gazi Koşusu’ndan daha mı rahat bir birincilik oldu sizin için?

Kesinlikle. Caprice’e çok güveniyordum ama ne kadar gücü olduğunu bilmiyordum. Ancak, Pan River gücünü belli etmişti. İspatlamıştı kendisini. Ben o gün çok rahattım, kazanacağımıza da inanıyordum. Hatta 2 gün öncesinde de üzücü bir olay yaşamıştım. Amcamızı kaybetmiştik. O da bizi çok üzdü. Bir gün önce toprağa verdik amcamı. Onun acısıyla katılmıştım Gazi Koşusu’na. Hatta yarıştan sonra da ona hediye ettim başarımı. O sebepten dolayı o gün çok fazla sevinemedim. Sadece içimde yaşadım mutluluğumu, dışa vuramadım. Sonrasında Pan River ile devam ettik. Çok güzel yarışlarımız oldu. Büyük Taarruz Koşusu’nu kazandık. Türkiye Jokey Kulübü Kupası’nda 3’üncü olduk. Ertesi yıl ufak bir arıza yaşadı. Sonra tekrar birlikte birkaç yarış koştuk. Daha sonra, Selim Kaya ile Dubai’de kazandı. Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu kazandı. Kesinlikle gerçek bir şampiyondu. 2 yıl önce de Pan River’ı kaybettik. Çok üzüldüm.

“DEVİR BANA BASAMAK ATLATMIŞTIR VE UNUTULMAZIMDIR”

19 binin üzerinde atla piste çıkmışsınız. Sizin için ilk sırada olan, unutamadığınız İngiliz ve Arap safkanları ile koşuları hangileridir?

Benim için bir numaralı İngiliz Devir, unutamadığım yarış ise onunla kazandığım Cumhurbaşkanlığı Koşusu’dur. Devir, o jenerasyonun en iyi atlarından birisiydi. 1992 yılıydı, ben daha 20 yaşındaydım. Belki de Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nu kazanan en genç jokeydim. Öyle tahmin ediyorum. Birçok şampiyon ağabeyim olmasına rağmen, Devir’in sahibi David Franco “Hayır, bu yarışta atıma Sadettin binecek, ben ona güveniyorum” deyip bana şans tanıdı. Devir’e genelde Mümin Çılgın biniyordu. Ama o ceza almıştı. Binmek bana nasip oldu. O genç yaşımda tam profesyonelliğe adım atmışken, yavaş yavaş kazanmaya, popüler olmaya başlamışken bir şeyi perçinlemem lazımdı. O yüzden benim için en önemli atlardan bir tanesi Devir’dir. Sadettin Boyraz’a basamak atlatmıştır Devir. Cumhurbaşkanlığı Koşusu’nda favori olarak koşup, o ağırlığı o yaşta kaldırmak kolay değil. Büyük ağabeylerimin, şampiyonların yanında kazanmak gerçekten çok zordu. Bir de Bükentay diye bir Arap atı vardı. Onunla 1991 yılında Cumhuriyet Koşusu’nu kazanmıştım. O gün bayağı bir sürpriz yapıp birinci olmuştuk. O da benim için çok önemli atlardan biridir. Caş, Bilgin, Pan River, Caprice, Özgünhan, Demirkazık ve Altın Bike de benim unutulmazlarımdır. Bükentay ve Devir ile ilk Grup 1 zaferlerimi kazandım. O iki atın yeri çok ayrıdır bende. Daha sonra, senede 3 – 4 tane Grup 1 kazanınca, 5’inciyi, 6’ncıyı neden kazanmadım demeye başlıyorsunuz.

“TJK’NIN ÇATISI ALTINDA OLMAKTAN GURUR DUYUYORUM”

Biraz daha eskilere gidecek olursak, 80’li yılların sonlarında başlıyorsunuz işe. 90’lı yıllarda birçok ünlü jokeyle mücadele ediyorsunuz. O günleri özlüyor musunuz?

Zaman zaman insan özlüyor, özlenmez mi. Geçmişe özlem bence her insanda olan bir şeydir. “Ne güzel günlerdi” diyorum kendi adıma. Geçmişe baktığımda çok güzel insanlarla, çok güzel sosyal hayatımızın olduğunu görüyorum. Bugün hayatta olan, olmayan çok değerli kişilerle tanıştım. Hepsinin tecrübelerinden faydalandım. Ama, Sadettin Boyraz olduysam beni ben yapan, o insanlarla tanıştıran, bu maddiyatı, maneviyatı veren, atlar ve at yarışlarıdır. Bunlar olmasaydı, ben de buralarda olmayacaktım. Atlar olmasaydı, kim bilir neredeydim. Bu açıdan Türkiye Jokey Kulübü’nün çatısı altında olmaktan gurur duyuyorum. Türkiye Jokey Kulübü ülkemizin sayılı kurumlarından birisidir. Çok ciddi bir istihdam da yaratmaktadır. O yüzden, bu kurumun çatısı altında olduğumuz için gurur duymalıyız. Olaya sadece at yarışı üzerinden bakarsak büyük resmi göremeyiz. Geniş bir perspektiften bakmamız gerekir. Çiftlik çalışanı, nalbantı, otçusu, yemcisi bir çok kişi. Yani ciddi bir bacasız sanayi burası. O yüzden, at, at sahibi ve Türkiye Jokey Kulübü. Bu üçlü çok önemli.

“KAFKASLI’YA BİNMEYİ ÇOK İSTEMİŞTİM”

Sahalarda sizi daha ne kadar görebileceğiz?

Her şeyin bir sonu vardır. Ama, hem ruhen hem de bedenen kendimi çok iyi hissediyorum. Açıkçası bunun için herhangi bir tarih belirlemiş değilim. Şu anda aktif olarak at biniyorum. Eskiye göre daha az, daha seçiciyim. Kafamda bir tarih yok. Zaten bu sahadan kopamayız. Bir şekilde buralarda olacağım.

“Keşke ben binseydim” dediğiniz bir safkan oldu mu?

Kafkaslı’yı çok beğenirdim. Çok özel bir attı, bir şampiyondu. Tek stilde koşmazdı. Her pist ve mesafede başarılı bir attı. Çok binmek istemiştim Kafkaslı’ya.