Duygu Fatura: “Haftanın Yedi Günü Hipodromdayım”   

Duygu Fatura, TJK’nın Sesi’ne konuştu. Kadın binici, antrenör, yetiştirici, at sahibi ve veteriner hekim olan Duygu Fatura atçılık macerasını anlattı. 70’ Yılların sonlarında yarışları seyrederken, atçılık ateşi içime düştü. Hiç kopamadım atlardan ve ömür boyu da umarım hiç kopmam.

Duygu Fatura, TJK’nın Sesi’ne konuştu. Kadın binici, antrenör, yetiştirici, at sahibi ve veteriner hekim olan Duygu Fatura atçılık macerasını anlattı.

Atçılığa nasıl başladınız? O süreci anlatabilir misiniz?

Atçılık, daha doğrusu atlar, çocukluktan beri en büyük tutkum. Çok küçük yaşlarda at binmeye başladım. Çiftliğimizde atlar ile çok vakit geçirdim. Ama yarışçılık ateşi içime, 70’li yılların sonlarında, Atıcılar’daki Eski Bursa Hipodromu’ndaki yarışları seyrettiğim sırada düştü. Uzun bir zaman aldı benim yarışçılık camiasının bir parçası olmam. Ama ondan evvel uzun yıllar binicilikle uğraştım. Engel atlama dalında yarıştım. Atlara olan ilgim çocuklukta başladı ve bir daha onlardan hiç kopmadım. İnşallah da bir ömür boyu hiç kopmam diyorum.

Mamas Boy isimli bir safkanınız vardı ve yanlış hatırlamıyorsam, 2 Şubat 2006 tarihinde, İzmir’de ilk birinciliğini gördünüz. Nasıl bir histi bu?

Önce Mamas Boy ile ilgili şöyle bir şeyden bahsetmek istiyorum; MamasBoy’un annesi MasuriCabisa’nın 29 yaşında olması gerekiyor sanırım. Hala hayatta ve çiftliğimde. Bu kısrak, Rahmetli Alpay (Özoğul) Ağabeyim’in bana hediyesidir. Aslında beni atçılığa, İngiliz atı yetiştiriciliğine başlatan ve buna teşvik eden kişi de Alpay Özoğul’dur. Bu vesile ile kendisini de burada bir kez daha rahmetle anmak istiyorum. Dediğim gibi, annesi MasuriCabisa. Daha sonra UnaccountedFor’a çekildi, hatta onun başvurusunu da Alpay Özoğul yapmıştı. Aslında onun fikriydi MasuriCabisa’yıUnaccountedFor’açekmek. Bu eşleşmeden Mamas Boy doğdu. Mamas Boy, benim kendi yetiştirdiğim ilk tayımdı. Sahaya geldi, ilk defa ben üstüne bindim. İlk eğitimlerini ben verdim. İlk yarışında bizi yanıltmadı ve ikinci oldu. Kazanmış kadar sevindim. İzmir’deki birinciliğini zaten unutmama imkan yok. Barış Kurdu biniyordu. Bu kadar çok sevindiğim ender olmuştur. Bu, farklı bir duygu idi. Ben engel de atladım, orada da birçok derecelerim, kupalarım, başarılarım oldu. Fakat düz yarışlarda atınızın birinci olması apayrı bir heyecan, apayrı bir hismiş. Onu da o gün yaşamış oldum.

“PADRE PADRONE, RIBELLA’NIN OĞLU VE YERİ ÇOK BAŞKA”

Pek çok başarılı safkan yetiştirdiniz ve birçok önemli yarış kazandınız. Copperfield ve PadrePadrone de bunlardan öne çıkanlar oldu. Onları pistlerde görmek nasıl bir his? Benim için yeri çok özeldir dediğiniz bir safkan var mı?

Hepsine, her safkana gerçekten ayrı ayrı emek veriliyor. Hemde daha aşım aşamasından, yani aygırı seçme aşamasından. Copperfield’ın babası olan Three Valleys, sevgili Selman Taşbek ile ikimizin ortak sahip olduğu bir aygırdır. Ben, özellikle Copperfield için ve onun gibi diğer atlarımız için tabiri caiz ise “ev yapımı” diyorum. PadrePadrone yurtdışında doğdu ama bu safkan, Ribella’nın oğlu olduğu için her zaman ayrı bir yere sahiptir. Copperfield da keza öyle ama yetiştirdiğimiz her at bizim için çok kıymetli. Onların şampiyon olması veya olmaması bir tarafa, ilk defa piste çıktıklarında çok büyük mutluluk yaşıyoruz. Ama bazen atların birtakım problemleri olabiliyor. Bazen onlardan beklediğiniz kadar iyi koşamıyorlar. Fakat, ellerinden geleni yaptıklarını görüyorsunuz. Bu bile sizi duygulandırmaya fazlasıyla yetiyor. Onun için nasıl ki anneler çocuklarını birbirlerinden ayırt etmiyorlarsa, benim de yetiştirdiğim atları birbirlerinden ayırt etmem mümkün değil.

Atçılıkta örnek aldığınız birileri var mı?

Özellikle iki isim benim için çok önemli. Bir tanesi Selman Taşbek, ki biz güçlerimizi birleştirdik ve ben ondan feyz alarak çok şey öğreniyorum. Bir tanesi de rahmetli Özdemir Atman. Çok uzun süreli olmasa da kendisini tanıma şansım olmuştu. Özdemir Atman’ın bir fotoğrafı, halen ahırımızda bir köşede durur ve her gün karşımızdadır. Bizi bir nevi denetler oradan. Bu iki isim benim için çok önemlidir. Bu vesileyle, Özdemir Atman’ı saygı ve rahmetle anmak isterim.

Atınızın yarışının olduğu bir gün sizin için nasıl geçer?

Sabahları her gün idmanımız oluyor. Ben de şahsen her gün idmanlarda bulunduğum için, bazen binebileceğim tayları veya atları kendim çalıştırmayı tercih ediyorum. Bu nedenle günüm çok erken başlıyor. Yarış olsa da olmasa da biraz geç bitiyor. Çünkü ben özellikle tayların güneş görmelerini arzu ediyorum. Bu sebeple onları biraz daha geç çalıştırıyorum. Daha sakin saatlerde ve güneşli havalarda çalışıyorlar. İdman bittikten sonra, her zaman istirahat şansım da olmayabiliyor. At beslenmesi üzerine çalıştığım bir işyerim var. Ayrıca at nalları da var ama daha çok at beslenmesi üzerine çalışıyorum. Genelde ofise gidiyorum. Eğer hafta sonu ise; ofisten kendimi izinli sayıp, evde 1 – 2 saat dinlenme şansım oluyor. Ama yarış olunca hep aklınız atınızda oluyor. Acaba yarış nasıl gidecek? Atım nasıl koşacak? Atımız düşündüğümüz kadar iyi mi? Aman bir aksilik olmasın, güzel koşsun… Hep bu hislerle dolusunuz zaten. Mesela uyuyayım deseniz bile uyuyamıyorsunuz heyecandan. Yarış saati de apayrı bir heyecan. Kendim at bindiğim zaman da çok heyecanlanıyorum. Konkurda, müsabakada da binerken de öyleydim. Yarışta binerken de öyleyim. Bazen kendi kendime diyorum ki; “Duygu sen binmiyorsun. Yani, atın çıkacak ve koşacak. Artık ondan sonra her şey olduğuna varacak. Jokeyimiz, atımız birlikte inşallah en iyisini yapacaklar. Niye böyle heyecan yapıyorsun?” diye kendim ile konuştuğumda gülüyorum. Ama işte o da apayrı bir heyecan. Bazen nutkunuz tutuluyor yarışın sonlarında. Bazen bağırmadan sakin kalayım diyorum, kimseyi rahatsız etmeyeyim. Bazen de gerçekten engel olamayıp, tezahürat yapıyorum. Çok değişken ama çok büyük bir heyecan.

“GÖKHAN KOCAKAYA İLE BİZLER BİR AİLE GİBİ OLDUK”

Ekürinizin safkanlarını pistlerde uzun bir süredir jokey Gökhan Kocakaya ile görüyoruz. Bunun hakkında neler söylemek istersiniz?

Yurt dışında dikkatinizi çekmiştir. Her büyük ekürinin bir jokeyi vardır. Hatta bazen yerine göre, 2 – 3 jokey ile de çalıştıkları olabiliyor. Biz de eküri olarak, Gökhan’la (Kocakaya) böyle bir çalışma içindeyiz. Ama bu çalışma, inanın çok daha ileriye gitti ve bizler artık bir aile gibi olduk. Hep birlikte atları konuşuyoruz, sabah idmanlarına geliyoruz. İnşallah, bu çalışma ortaklığımız en güzel şekilde devam edecektir.

Yetiştiricilik mi? At Sahipliği mi?

Aslında ikisini de birbirinden ayıramıyorum. Ama sorunuzu biraz değiştirirsem, “Çiftlik mi? Saha mı?” derseniz eğer, ben sahanın heyecanını daha çok seviyorum. Ama “Yetiştiricilik mi? At Sahipliği mi?” diye sorarsanız, ikisini birbirinden ayıramam. Fakat; her iki alanda da bedenen bulunmam çok mümkün olmadığı için, ben sahayı daha fazla tercih ediyorum. Buradaki aksiyon biraz daha farklı geliyor bana. Çiftliğe de sık sık gidiyorum ama saha benim için çok daha başka.

“BURADAN KADINLARIMIZA SESLENİYORUM…”

Erkek egemenliğinin hakim olduğu bir sektör görünse de siz, bir kadın at sahibi ve yetiştirici olarak bu konu hakkında neler söylemek istersiniz?

Aslında, atçılık sektöründe dünyaya baktığımızda daha çok kadın görüyoruz. Ama ne yazık ki, ülkemizde bu biraz daha sınırlı sayıda. Belki çok meşakkatli bir iş ya da hobi diyelim; çünkü zaman zaman iş, zaman zaman da hobi oluyor. Atlar ile birebir ilgilenmek istediğiniz zaman bedenen de sizi bir hayli zorlayan bir aktivite. Belki onun için kadın sayımız biraz daha az ve sektöre erkekler egemen gibi duruyor. Ama inanın hipodromda hiçbir şekilde cinsiyet ayrımının olmadığını düşünüyorum. Kendi adıma ilk geldiğim zamanlardan bahsetmem gerekirse, evet belki insanlar bir süre yadırgadılar ama sonra sizi o kadar kendilerinden görüyorlar ki… Burada herkes atçı, herkes buraya emek veriyor, herkes atı seviyor, herkes aynı amaç için en düzgün şekilde elinden geleni yapmaya çalışıyor. Onun için cinsiyet ayrımcılığı da ortadan kalkıyor. Kadınlarımıza da buradan seslenelim; Dışarıdan bakıldığında bu sektöre erkekler egemen gibi görünüyor olabilir. Sayıca kadınlarımız daha az olabilir ama içine girdiğiniz zaman belki en eşitlikçi camia yarışçılık camiasıdır diyebilirim.

Sizden görüp atçılığa özenen arkadaşlarınız oldu mu?

Oldu. Yakın zamanda konkurdan bir arkadaşım. Ona yurt dışından gebe bir kısrak aldık. Zannediyorum ki birkaç seneye kadar kendisini de artık sahalarda at sahibi ve yetiştirici olarak görebileceğiz. Bir kadın at sahibi daha. Daha önce, o da Milli Binici’ydi. Uzun yıllar binicilikle uğraştı. Mesela o arkadaşım başlayacak ve onun gibi hep böyle bunu arzu eden arkadaşlarım var. Başlamak belki işin en zor kısmı ama bir başladıktan sonra asla bırakamıyorsunuz…

 “BİR HAFTA 7 GÜN VE BEN 7 GÜN HİPODROMDAYIM”

Sizi sabah idmanlarında da görüyoruz. İdmanlar nasıl geçiyor? Neler yapıyorsunuz?

Ben idmandayken özellikle taylara binmeyi seviyorum. Onların ilk eğitimleri çünkü. Bir taya kadın eli değdiği zaman, o tay biraz daha farklı oluyor. Biz kadınlar, taylara karşı daha anlayışlı oluyoruz herhalde. Eğitmeyi ve onların gelişimini takip etmeyi çok seviyorum. Tabii ki, yaşça büyük atlarımızın idmanlarında da başlarındayım. Onların bineklerini de yapıyorum fakat biraz daha sert oldukları için onları sahada çalıştırmayı pek tercih etmiyorum. Gerçi, taylar da biraz hareketli, zaman zaman da agresif olabiliyorlar. Bu sabah, iki tayım istirahatliydi. Atlarımız 2 – 3 grup halinde çalışıyor. Bugün çalışan bir grubumuzdaki henüz adı olmayan bir kızımı da ben çalıştırdım. Bugün hava serindi ve rüzgar vardı. Kızım idmanda biraz hareketliydi ve bu beni bir miktar yordu fakat aynı zamanda çok da keyif verdi. İçimden, “İnşallah, ileride başarılı bir at olur…” dedim. Ve başarılarıyla yine dergide ve televizyonda yer alır diye de dilekte bulundum.

Haftada kaç defa hipodroma geliyorsunuz?

Haftanın yedi günü hipodroma geliyorum. Çünkü bir atım istirahatliyken, bir diğeri olmuyor. Yani mutlaka her gün çalışan bir, iki, hatta bazen daha fazla at oluyor. Sağlığım elverdiği müddetçe de gelmeye devam edeceğim. Tatile de bazen 1 – 2 günlüğüne gidebiliyorum. Fakat uzun tatil yapma imkanımız yok. Bunun başlıca nedeni de çocuklarımı yani atlarımı bırakamadığım için. Bu yüzden, haftanın yedi günü hipodromdayım.

“ATLARA YAKIN OLMAK İÇİN VETERİNER HEKİM OLDUM”

Hayvan sevginiz sadece atlarla sınırlı değil. Aynı zamanda veteriner hekim olduğunuzu da biliyoruz. Bazen hipodromdaki kedileri beslerken de görüyoruz sizi. Bu konuda neler söylersiniz?

Evet atlara yakın olmak için, özellikle veteriner hekim oldum. Ama hayvan sevgim, bu tutkum gerçekten sadece atlar ile sınırlı değil. Bütün hayvanları çok seviyorum. Ahırımızda da birçok kedimiz var. Ahırdan eve götürdüğüm kedilerim de oldu. İşyerime götürdüğüm kedilerim de var. Ama sadece ben değilim onları seven. Görüyorum ki herkes canlılara çok iyi davranıyor. Hastanenin orada olsun, bizim ahırın orada olsun herkes besliyor. Bizim eküri ahırımızın çevresinde bulunan eküriler de çok ilgililer. Herkes elinden geldiğince onları beslemeye, onlar için güzel şeyler yapmaya çalışıyor. Hatta, ben at binen bir kedinin fotoğraflarını bile çekmiştim. Yan ahırın kedisi ile atı çok iyi anlaşıyorlardı. Ve at gezerken kedi üzerinde dolaşıyordu, kafasına çıkıyordu. Fotoğrafını bile çekmiştim, gerçekten çok tatlılardı.

Hipodrom dışında neler yaparsınız diye sormak istiyorum?

Doğrusu buna pek vakit kalmıyor. Hipodromda çok keyifliyim, burası benim evim gibi. Ama bazen Fegentri Amatör Kadın Biniciler Dünya Şampiyonası’na katıldığım dönemlerde 2 – 3 gün için de olsa yurtdışı yarışları bana bir hava değişimi gibi geliyordu. Artık onlara da katılmıyorum, kendimi o yarışlardan emekli etmiş bulunuyorum. Ama mesela bu kış 3 günlük bir kayak tatili yapabildim. Kayak sporunu da çok seviyorum. Birçok spor müsabakasında yarıştım, mesela kayak dalında da derecelerim var. Üniversiteler arası yarışmalarda şampiyonluklarım var. Ondan önce de lisedeyken de derecelerim var. Uzun bir süre korkmuştum aslında, hatta bir 13 yıl kadar da ara vermiştim ama geçen yıl ve bu yıl 3 gün de olsa, hipodrom dışı bir aktivite olarak kayak, ki kayak sporu binicilikle, hatta jokeylikle inanılmaz benzer. Çok benzer hisleri verir insana. İşte, fırsat buldukça böyle şeyler de yapmaya çalışıyorum. Onun dışında gerçekten bütün hayatımın atlara endeksli olduğunu söyleyebilirim.

Biraz önce Milli Biniciliğinizden bahsetmiştik. Tekrar o konuya dönmek istiyorum. Var mı anlatabileceğiniz özel bir anınız?

Engel atlama ile ilgili olarak, çok güzel bir anı değil ama Bulgaristan’da Balkan Şampiyonası’nda atım arızalanmıştı. O gün atımın gözünden yaş geldiğini gördüm. Birlikte sarılıp ağladık. Şu an o aklıma geldi, çok duygu dolu anlardı…

CentaureDuMarais ve Pasha da çok sevdiğim iki unutamadığım atlarımdı konkur zamanlarımda.