Ağrı Dağı Kültürel Bir Mirastır

Dağlar yer yüzünün  en görkemli yapılarıdır. İnsanoğlunun bu görkemli yapıların zirvesine çıkma arzusu, dağcılık sporunu ortaya çıkarmıştır.

Dağcılık bir yarışma sporu değildir. Sportif bir aktivite olduğu kadar, sosyal ve kültürel bir faaliyettir. Çevreye ve kültürel mirasa saygılı bireylerin işbirliği ile gerçekleştirilir. Tüm dünyada dağcılık federasyonlarının verdiği eğitimin temelini, çevreye saygı oluşturur.

Ancak bir kaç hafta önce, Ağrı Dağının 4200 metresinde bulunan kampın kirliliği basına yansıdı. Görüntüler, dağcılık sporuna gönül vermiş insanları hayal kırıklığına uğrattı. Haber farklı basın kaynaklarında ve sosyal medyada paylaşılmasına rağmen yeteri kadar tepki görmedi. Çevrecilerin bu duruma sessiz kalması ise anlaşılır gibi değildi. Aynı zamanda Milli Park statüsünde bulunan dağın kirletilmesi, denetim ve kontrol zaafiyetini de gözler önüne serdi.

 

 

Ağrı Dağına çıkış yasağı olmasına rağmen kamp alanında bir çok çadır ve dağcı grubun olduğu görüldü. Türkiye Dağcılık Federasyonu yasak sebebiyle Ağrı Dağındaki tüm faaliyetlerini uzun süredir askıya almış durumda. Bu sebeple, kampta bulunan dağcı grupların federasyonun lisanslı sporcuları olduğunu düşünmüyorum. Yabancı uyruklu dağcılar, tırmanış için Ağrı Valiliğinden veya Iğdır Jandarma Komutanlığından izin almak zorundalar. Ağrı Dağına yabancı uyruklu gruplar içinde, en fazla İran ve Ermenistan’dan gruplar geliyor.

Özellikle bu gruplar prosedürü takip etmek yerine köylülerin rehberliğinde izinsiz olarak tırmanış yapıyorlar. Bu gruplara rehberlik eden köylülerin hiç birisinin dağcılık bilgisi ve yetki belgesi de yok. Bu gruplara yurt içinden gelen lisanssız gruplar da eklenince, ortaya istenmeyen manzaralar çıkıyor. Yüzlerce kilo yükü kamplara taşıyan dağcıların, toplasanız yüz gram etmeyecek gıda ambalajlarını aşağıya indirmemesi, gelişi güzel etrafa saçması üzücü.

 

 

Dağlardan gelen sular, gölleri, akarsuları ve temiz su kaynaklarını besliyor. Bu yüzden dağların kirlenmesi, temiz su kaynaklarını da kirletiyor. Dağlarda çevreye bırakılan atıklar, yağmur sularıyla akarsulara, göllere ve denizlere kadar ulaşıyor. Ayrıca, dağlar üzerinde oluşan kirlilik, sayısız bitki ve hayvan türünün devamlılığını tehdit ediyor.

Bir çok dağın yamacında tarihi kalıntılar bulunuyor. Sahip olduğumuz bu kültürel mirası yeterince koruyamadığımız için definecilerin bu kalıntılarda değerli maden aradıkları, tarihi dokuya zarar verdikleri biliniyor. Son yıllarda topraklarımızda hak iddia etmek amacıyla, Ermeniler tarafından eski Türk yazıtlarının üzerindeki damga ve yazıların silindiği yerine Ermenice yazılar yazıldığı tespit ediliyor. Bu yüzden dağlarımızı koruma altına almak için daha fazla sebebimiz var.

 

 

Terör tehdidi sebebiyle Ağrı ve Cudi dağında uygulanan çıkış yasağı yakın zamanda bitecek gibi görünüyor. İçişleri Bakanlığı Eylül ayında, her iki dağ için de sosyal faaliyet planlıyor. 30 Ağustos Zafer Bayramında, Dağcılık Federasyonunun Ağrı Dağındaki faaliyetlerini yeniden başlatma ihtimali oldukça yüksek. Federasyonun faaliyetlerini yeniden başlatması, Ağrı Dağındaki kirliliğe de bir ölçüde çözüm olabilir.

Nuh Peygamberin gemisinin kalıntılarına ev sahipliği yaptığı düşünülen Ağrı Dağı, ülkemiz için kültürel bir mirastır. Ünlü gezgin Marco Polo, bu dağın zirvesine hiç bir zaman çıkılamayacağını iddia etmiştir. O günkü şartlarda hayal edilmesi bile zor olan bu görkemli yapının zirvesine, gelişen teknolojinin yardımıyla artık ulaşılabiliyor. Uygun şartlar hazırlandığında bu kültürel miras, ülkemizin turizm gelirlerine büyük katkılar sağlayacaktır.

Yazıyı kaleme almadan önce kendisiyle görüştüğüm Türkiye Dağcılık Federasyonu Başkanı, Profesör Dr. Ersan Başar’a verdiği bilgiler ve olumlu fikirleri için teşekkür ediyorum. Çevreci tutumlarının ve başarılarının devamını diliyorum.

Sağlık ve huzurla kalın.