3 Sayı At, Yan Gel Yat!

Larry Bird

Sporu güzelleştiren, seyredilebilir kılan başlıca unsur, yaratıcılıktır. Oyun anlayışı, taktik esneklik, stratejik derinlik sahibi oyuncularla yapılan oyun planları, tez elden sonucu getirir. Akıl dolu, beceriyle süslenmiş, yetenekle tamamlanmış her hareket, yapılan spora seyir zevki katar.

Ve bunlar, elbette basketbol için de böyledir. Seyirciyi tribüne, izleyiciyi ekran başına toplamanın en kolay yolu, takımların, kabiliyetli oyuncuları merkez alacak şekilde kurulmasıdır. Çünkü her spor dalında neticeyi yıldızlar belirler. Özelliklerini tam olan sahaya yansıtan star, maç kazandırır.

Basketbolda skoru tayin eden temel etkenlerden biri de 3 sayıdır. Ve uygulanmaya başlandığı günden beri tartışmaları beraberinde getirmiştir. Ben de bu tartışmalara farklı bir bakış açısı, yeni bir boyut getirebilmek adına okumakta olduğunuz satırları yazdım. Dilerim çorbada tuzumuz bulunur.

Modern basketbolda, mesela NBA’ de, nerdeyse tüm koçlar oyun planlarını 3 sayı üzerine kuruyor. Bu bir yere kadar da zorunlu zaten. Çünkü seyirci fazla sayı, yüksek skor bekliyor.

Rakibi yenmek için ondan daha çok basket atmak gerekiyor ama… Unutulan şey şu: Tabelaya yansıyan rakamlarda iç-dış dengesini kuramayan, koruyamayan takım, eninde sonunda kaybeder. Tüm umudunu kısa forvetlere, dış atıcılara bağlayanlar, o arkadaşlar iyi savunulduğunda, susturulduğunda sonuca gitmekte, maç kazanmakta çok zorlanırlar.

Basketbol aklına, sportif zekâya sahip her kişi bilir ki 3 sayı:

Saha içi aktif kullanım alanını genişletti. Basketbolu büyüttü. Kitleselleştirdi. Geniş insan yığınlarına, dünyanın dört bir yanında yaşayan milyarlarca kişiye mal etti. Kısa-uzun rekabetini arttırdı. Skor dağılımını dengeledi. Oyuncular arasında sayı atabilme adaletini sağladı. Daha çok oyuncunun sonucu etkilemesini, sayı üretmesini kolaylaştırdı. Uygulanmaya başladığı andan beri cesaret basketbolunu, hücum setlerini destekledi. Heyecanı arttırdı. Oyunun seyrini de bir anda değiştirebiliyor. Ama…

Günümüz basketbolunda 3 sayı:

Alınan sonuçlarda 3 sayının ağırlığı arttıkça oyun açısından da, sayı üretimi açısından da potadan uzaklaşılıyor. Top potadan uzaklaştıkça oyunda yaratıcılık yok oluyor. Pota altı hakimiyetinin, bitiriciliğinin, yaratıcılığının, 3 saniye koridorundaki kombinasyonların; en önemlisi de pivotların değeri azalıyor, kayboluyor. Penetreler, 1’e 1’ler önemsizleşiyor, eski değerini yitiriyor.

Daha 10 yıl öncesine, basketbolu bırakana dek çember altını domine eden, NBA’in en skorer 8.ismi olan, ezber bozan, oyun kurallarını değiştiren, rakiplerini pota altı savunmasında yaratıcı aksiyonlar geliştirmeye iten kişiyse de; 22’de 1 üçlük atan Shaquille O’Neal; şu an o derece etkili olabilir miydi?

Ve daha acısı; kariyerinin son 10 yılında, yani yarısında bu kurala muhatap olan, NBA’in sayı rekortmeni Kareem Abdul-Jabbar; müthiş niteliklerine, yeteneğine, emektarlığına rağmen, o zamanki oyun felsefesiyle, ancak ve sadece tek bir 3 sayı atabilmiş haliyle şimdiki NBA’in sayı kralları listesinde ilk 50’ye girebilir miydi acaba? Kendi döneminde elde ettiği başarıların yanından bile geçebilir miydi; ne dersiniz? Üstelik oyuncu kimliğini üstüne inşa ettiği o büyüleyici atışı/icadı: Sky Hook’una rağmen…

Elbette hayır. Birbirimizi kandırmayalım. Aksini iddia eden, lütfen bunu bize kanıtlasın.

Ya da şunu sorayım: 2000’lerden itibaren stratejisini, taktik şıklarını -sıkı alan savunmalarının takımını sıkıştırdığı anlar hariç-, 2 sayıyı temel alarak kuran koç kaldı mı dünyanın herhangi bir yerinde/liginde?

3 sayıya nazaran değeri hızla azalan 2 sayıya bel bağlamak mümkün mü artık? 2 sayı bunca üvey evlat muamelesi görürken pota altı yaratıcılıktan, hamle çeşitliliğinden söz edebilmek mümkün mü? Sanmam. Eğer öyle olsaydı, Golden Warriors peş peşe 6 sezonda 5 final oynayabilir miydi? Tüm sayı kralları 3lük fabrikatörleri arasından çıkar mıydı? MVP’ler de 3 sayı atıcıları arasından seçilir miydi?

Böyle giderse, ha bire tekrarlanan karbon kopya üçlükler yüzünden, bu güzelim oyunun seyir keyfi de kalmayacak. Süper star pivot üretemeyen sistemde: Her oyuncu giderek şutörlüğün, dış atıcılığın kolaycılığına sığınıyor. Sırf bu yüzden, basketbolun; şaşırtıcılığı, değişiklik duygusu köreliyor. Oyun türleri, dinamizmi baltalanıyor; yaratıcılığı dinamitleniyor.

Diyeceği olan, sazı eline alabilir! 3, 2’den büyük olduğuna göre… Gerisini konuşmak anlamsız. Michael Jordan’ın Jump Shot’u bile eskisi kadar önemli değilken… Neyi tartışabiliriz ki?

3 sayı yaygınlaştıkça, dominantlaştıkça fark yaratan pivotlar bulmak, yetiştirmek imkânsızlaşıyor. Giderek herkes aynı oyunu oynayıp, ard arda 3 sayı atınca, oyuncular; kendilerine yabancılaşıyor, aynılaşıyor, sıradanlaşıyor, makineleşiyor, robotikleşiyorlar. Sıkıcı hale getiriyorlar basketbolu.

3 sayı atmak, ayırıcı özellik olmaktan çıkıyor. 3’lük atamayan, muteber basketçi olamaz, sıradan olmaya/kalmaya mahkûm ne yazık ki. Cümle alem 3 sayı bulurken, 3 sayıcının bir orijinalitesi kalır mı? Kalmayacağı aşikâr.

3’lükler arttıkça güzel işler, sürpriz oyunlar tükeniyor. Basketbolun Estetiği yitiriliyor. Değişiklik, şaşırtıcılık yanları kaybolunca, vasatlık devralıyor nöbeti. Tümüyle analitik zekâya terk edilen basketbol, tekdüzeleşiyor. Herkes birbirini taklit edince, yavanlaşıyor, yalanlaşıyor takımlar.

Rahatça 3 sayı atmaları, özel oyuncuları tembelleştiriyor. Bu, stratejik düşünce gereksinimini de azaltıyor. Bundan sebep, hücum-savunma taktik ve stratejilerinde çeşitlilik, hareketlilik arttırılmalı.

Kural çıktığında 500 NBA oyuncusunun %5’i 3 sayı atabilirken; an itibariyle atamayanların oranı %5!

3 sayı, parlak kariyerin ön şartına dönüştü! 3’lük atamıyorsan, nerdeyse tüm hünerlerin çöp! Çok yönlülüğün bile seni kurtaramayabilir!

Sizce bu sağlıklı bir şey mi? Bence değil. Unutmayalım ki efsane koç Red Auerbach dahi ilk başta 3 sayı fikrine ateş püskürmüş, Celtics’in bu kurala hiçbir şekilde razı olmayacağını söylemiş, herkesi bu yenilik karşısında örgütlemişti. Tabii NBA’in 3 sayı ordinaryuslarından Larry Bird’ü keşfedene kadar!

Bu gidişle maçlar, 3 sayı atmakta yarışılan all-star maçlarına, Harlem şovlarına dönüşecek! Çevir topu. Çek alan savunmasını üzerine. Ver topu şutörüne. Hooop! Baskeeet! 3 sayı at, yan gel yat! Oldu da bitti maşallah! Hadi bakalım, şimdi aynısını yeniden deneyelim!

Hani oyuncu kıvraklığı? Nerde sporcu çalışkanlığı? Meziyet tamam da… Biraz da emek değil midir karşılaşmaları güzelleştiren? Teknoloji Stephen Curry’den bile daha yüksek yüzdeyle üçlük atan robotu icat etmişken… Tek kurtuluş, insan aklının öne çıkarıldığı basketbolu yaratmaktır.

Marifet çok yönlü, pozisyon zenginliği içinde oynayabilmek / oynatabilmektir basketbolu. Aksi halde giderek tek yönlülüğe yönelen sistemler, ancak ve sadece basketbolu bitirirler.

Mesele yalnızca 3 sayı çizgisini potadan uzaklaştırmak değil. Kuralın uygulandığı ilk yıl 33’te 1 üç sayı denemesi yapılırken; 2018’de bu oran, 3’te 1’e çıktı. James Harden’ı olan, her maç 25-30 üçlük atar.

İyi de; o kadro derinliği olmayanlar ne yapsın? Bir taraf, “3 sayı at, yan gel yat” gevşekliğine sığınırken; diğer taraf rakibini izlemekle mi yetinsin? Bu aslında haksız rekabet değil mi? Basketbolun kurallarını koyanlar, biraz da zayıfları gözetseler, çok daha adil, keyifli bir basketbol çıkar ortaya.

Ben Robin Hood değilim ama… Güçlünün güçsüzü bu derece rahat ezip geçmesi, sporun ruhuna yakışmıyor doğrusu. Basketbola emek/gönül verenler, bu oyunu daha adilleştirmek zorunda. Yoksa tüm dünya, 3-5 takımla sınırlı bir pota mücadelesinin mahkûmu olur. NBA’de de, kendi liglerinde de.

Bu mu sevdiğimiz, aşık olduğumuz basketbol? Basketbol sadece kısa forvetlerden mi ibarettir? Bu oyunun temel taşlarından pivotları bitirmeye, gözden düşürmeye kimsenin hakkı yok! En azından benim açımdan durum bu. Tek derdim şu: “3 sayı at, yan gel yat!” kolaycılığı esir almasın basketbolu/ basketbolumuzu. Oynayan oynadığının, izleyen izlediğinin hakkını versin. Hepsi bu kadar!

Yazarın notu: Meraklıları aşağıda yayınlanan videoları izleyebilir, önerilen yazıları okuyabilirler: